1993 senesinde ünlü sanatçı Megastar Tarkan ile yaşadığı beraberlikle magazin dünyasının en çok konuştuğu isimlerden biri haline gelen ve yaşamını uzun yıllardır Amerika Birleşik Devletleri’nde sürdüren eski manken Jülyet Berlen, sessizliğini bozarak dikkat çekici bir sosyal medya paylaşımında bulundu.
Geçmiş yıllara ait nostaljik bir karesini sevenlerinin beğenisine sunan Berlen, o fırtınalı günlerin ardından kendi iç dünyasında ve yaşamında meydana gelen köklü dönüşümleri samimi bir dille kaleme aldı.
Hayatının Dönüm Noktasını Anlattı
Yaptığı açıklamada, henüz çok genç bir yaştayken basının ve kamuoyunun devasa baskısıyla yüzleşmek zorunda kaldığına dikkat çeken eski model, o dönem tecrübe ettiği olayların kendi hayat yolculuğunda çok kritik bir eşik olduğunu vurguladı.
Bir zamanlar Tarkan ile birlikte çekilmiş eski bir fotoğrafını yayınlayan Berlen, gönderisinin altına noktası virgülüne dokunulmayan şu duygu yüklü ifadeleri ekledi:
“Bu Onunla İlgili Değil. Bu Benimle İlgili.
Bir şey söylemek istiyorum. Drama yaratmak için değil, kimseye saldırmak için değil, eski defterleri açmak için hiç değil… Sadece kendi gerçeğimi onurlandırmak için.
Çok gençken aşık oldum. Çocuktuk. Saf. Masum. Hayatı ilk kez öğreniyorduk. Hiçbirimizin hazır olmadığı şey ise genç bir aşkın kamuya mal olması ve gerçeğin yerini insanların kurduğu hayallerin almasıydı.
İnsanların idol haline getirdiği birinin sevgilisi olduğunuzda, artık bir insan olarak görülmezsiniz. “Onu elinden alan kız” olursunuz. İnsanların hayallerini, kıskançlıklarını ve hayal kırıklıklarını yansıttığı bir yüz haline gelirsiniz.
19 yaşında, bu yükü taşıyacak duygusal araçlara sahip değildim.
Kötü olduğum için saldırıya uğramadım.
Yanlış bir şey yaptığım için eleştirilmedim.
Sadece insanların hayallerinde kalmasını istediği birinin karşısında duran gerçek kadındım.
Ve bu acıtıyor.
Her şey bittiğinde sadece kalp kırıklığı yaşamadım. Aşağılanma da yaşadım. Bir unvana indirgenmekti bu. Oysa ben o hikâye başlamadan çok önce bir sanatçıydım, bir dansçıydım, hayalleri olan biriydim. Ama kimliğim “birinin eski sevgilisi”ne dönüştü.
İçimde bir yerde genç bir kız, bunu hak etmiş olabileceğine inanmaya başladı.
Bu yüzden gittim.
Zayıf olduğum için değil.
Kaçtığım için değil.
Kendi başıma var olabileceğim bir hayat kurmam gerektiği için.
Başka bir ülkeye taşındım. Başka bir dil öğrendim. Bir kariyer inşa ettim. Anne oldum. Kendimi sıfırdan yeniden kurdum.
Ve yıllar içinde güçlü bir şeyi fark ettim:
Ben asla kırık değildim.
Değersiz değildim.
Eksik değildim.
Sadece gençtim ve sinir sistemimin kaldırabileceğinden daha büyük bir durumun içindeydim.
Bu konu bazen hâlâ kalbime dokunuyorsa, drama istediğim için değil. O genç kızın korunmayı hak ettiğini bildiğim için.
Bugün ben birinin eski sevgilisi değilim.
Ben bir anneyim.
Hayatını yeniden kurmuş bir kadınım.
Kendi hikâyesini yazan biriyim.
Bu geçmişle ilgili değil.
Bu öz-değerle ilgili.
Eğer benim hikâyem, en az bir genç kadına kamu önünde yaşanan bir aşağılanmanın onun değerini belirlemediğini anlatabiliyorsa, o acıdan güzel bir şey çıkmış demektir.
Ben asla kırık değildim.
Ben dönüşüyordum.”

